dönüyorum bu
eski yerime dönsem mi? o da döndüğü için. orası biraz daha ferah gibi, ama burası da sıcak. orada görüşelim mi, 2 gibi.? canvass themesi ni de çok sevmiştim. ne yapsak.
oryantasyon?
yazıyorum, öyleyse kanın. pencere sağımda kalıyor. camdan bakınca, ufka kadar bir dümdüz, bir yeşillik, ilk fırsatta yuvarlanacağız. ama ufka kadar. sadece otlar ve elektrik direkleri. yuvarlanacağız. sonra. çok anlatılmalı.
döküş

donmuÅŸ teni, karanlık bakışları ile üstünüze doÄŸru gelen, gerilimi yaylılarla artan bir richard ashcroft, herkesle yalnız, altunizade de, peçeteyle silinmiÅŸ, silinirken iyice batırılmış dudaklarla, gözlerle, ellerle üst geçitin birinde akan trafiÄŸe, duran yolculara bakıp, “ulan ben yokum artık, son sözlerinizi söyleyin” diye vedasını çakıyor. doÄŸa bir duruluyor bir coÅŸuyor. ayak uydurmak, sözden dönmemek yazılmış bir yerlere. bundan sonrası 5 harfli bir izine ayrılış. iyi manada.
metot
bir süre olmazsam buralarda yani bunu demiÅŸtin diyeceksiniz ama birsüre buralardaolmayacağım ı söyleyecektim. insan mı ne, iÅŸte o deÄŸiÅŸiyor. dünün olmazsa olmazlarına bugün burun kıvırıyor ve onları hakir görebiliyor. bir daha yazacak olursam: hakir görmek. bir de zevceyi yazmak istiyorum : zevce. iÅŸte bir süre olmazsam buralarda yani beni biliyorsunuz. anlamsız çaÄŸrılarınızı beklerim, uzaktan gönderdiÄŸiniz öpücükleri de. bu arada yolunuz düşerse bir süre olmazsam buralarda yani ye, bak yolun düşerse, kime sorsan “buralarda sakrak bir baÅŸarı öyküsü varmış” diye, kime sorsan gösterir. ölmüş bir zamanın ruhu diye. ÅŸimdilik sizleri sintizayzırlı günlerle ve kendimi de. ıslıkla çalacağımız shaman’s blues .
hamiş: siyah resim de manidar haaa, şşıııhhh.
trans
 fikir belirtemiyorsun. okumanın, dinlemenin, çizmenin hafifletici sebepleri yok, bir şey değil canım, yalnızca biraz kara mizah yoksunluğu, biraz kozmoloji şaşkınlığı. on milyar ışık yılı uzaklıklardan bahsediliyor. anlatacağım, şaşıracaksınız. bu arada saçlarımı kızıla boyadım. söylemiş miydim?
hamiş: blogsayfasi na inanmak istiyorum.
hayran
istanbul, istanbul da olunmadığı zamanlarda özleniyormuş. çok açık. kemanlar ağlak ağlak çalarken ve hava soğukken. ne biçim bir yer burası. kurumuş kalmış.
geçmişi özleyenler de şimdiden memnun olmayanlardır, bu tespiti birileri zamanında muhakkak yapmışlardır zatenleri.
 ”bilirsin severim seni” dedi telefonda, bilmiyordum, öğrendim. inanasım gelmiyor. o bile ararken o neden aramıyor. inanamıyorsun. arasan ya.
bugün cuma, kalp krizi geçirmedi kimse, son parasıyla akbil doldurmadı, havanın karanlığına ÅŸaşırmadı. havadan sudan daldan dala giderkene delete tuÅŸunu her zaman çok sevdik. Â
hamiş : sitenin görünümüne çok gülüyoruz. eloy sandım kendimi bir an.
işbaşı
tao, zen, kuantum. “ben burda iÅŸe baÅŸlarsam ölü sazanlar derneÄŸindeki çok bilmiş öğretmen gibi bunların hayata bakışlarını saptırırmışım, iyi mi”. düşünceme güldüm. 5 kiÅŸiler bir odada. kapı aralığından ikisinin ayaklarını görüyorum, birinin tüm vücudunu, diÄŸerlerini göremiyorum. masa üstünde kalemlik, takvim, telefon, bilgisayar ekranı, dosya, çerçeve, ÅŸirketin bayrakları, zımba, bant, delgeç, elleri. kenarda yapma çiçek. yerler açık meÅŸe laminant. tavan kartonpiyer, duvarlar buz mavisi. camdan karşı plaza, otoban ve alışveriÅŸ merkezi görülüyor. erkekler salınıyor, kadınlar suratsız. duramadım orda. çıktım, asonsöre binmedim, merdivenler iyi geldi. ince çoraplılarla alışveriÅŸ merkezine girdim sonra. emekli teyzelerle çileklere baktım. liseli gençlerle 14,99 ytl lik kazaklar gördüm. aklım içinde kırmızıların, gitar sololarının, çikolata paketlerinin olduÄŸu bir gelecekteydi. hapşırdığımda “iyi yaÅŸa” denilmeyen bir yerde çalışamam, bunu babama anlatmam lazım.
önseziyorum
siz hiç çaktırmadan aşık oldunuz mu? gözgöze geldiÄŸinizde “anlamanı beklemiyorum”. zaten diye bakarak söylediklerini dinlemeden. kız çocuklarını pembelere boyuyorlar tokalarla, çantalarla. pembepembe kızlar yetiÅŸiyor. karalamak istemiyorum ama pembelenmesinler de, lütfen ama anneler, anlayın. biraz daha pastel renklerle hazırlayalım kızları, gerçek ama acı diyerekten. 2 ay öncesinde çok mutluydum, sincaplar görüyordum, ellerim dolu oluyordu. ÅŸimdi çamurlara bulanıyor üstüm başım, yalan yok, mecazi anlam hiç yok. kadıköy de birkaç metalci kalmış siyahlar içinde. uzun saçlı metalci erkekler. türban hakkında bir fikirleri var. temennilerle geçiÅŸtirilemiyecek bir durumdayım. odaklan, odaklan, odaklansana.Â
yok artık
Fitzgerald’ in muazzam yapıtı The Curious Case of Benjamin Button filme çekilmiÅŸ, çeken de Fincher efendiymiÅŸ. film kasım 2008 de türkiye de gösterilecekmiÅŸ. bradbitt’ de bi alem. o patates suratıyla, diÅŸi ÅŸiÅŸmiÅŸ gibi, bir posterden daha fazlası adamcağız.
radyoheadler
fotoÄŸraflarla radiohead’ in 15 yılı demiÅŸ rolling stone dergisi. roll yer vermeden ben vereyim, ilk olayım, ben ne bileyim. sarıdan maviye dönen bir ışık gördüm. beyaza da olabilir.
yitik
“onlar (kibar beyler) hep o anlaşılmaz iliÅŸkileri anlatırlar, hiç dertleri olmaz, tüm zamanları, paraları ve zamanlarıyla ne yapacaklarını düşünmekle geçirirler.” romandaki iki kadın karakterden biri olan otelci kadın böyle diyor. 4 paragraflık romanda anlatılan da bu kibar beyler. saygılar.
bıkbık
hiç yazmasam da oluyor. yeniden başlasam da olur. öyle bir şeyler işte. wordpress kalbimizde yaşıyor.
terenzo’nun kulacı
bir süre olmazsam buralarda yani 1-2-3 orda burda olursam demek istiyorum ki güle güle gitmeyeceğim orası muhakkak döndüğümde de dönmeyebilmemek de mümkün o ayrı merak ederseniz telefonum sizde var mail adresim ve açık adresimi de vermiştim ya zaten “through the glow u ıslıkla çalarsanız bir anıyı da yakmış olursunuz eşlik de ederim siyah tişört ile mavi şort bere ve kol saati muhakkak görüşelim yeşil ışıklı bir yerde sevinçle uyanalım diye esenlikler


