bıkbık

hiç yazmasam da oluyor. yeniden başlasam da olur. öyle bir şeyler işte. wordpress kalbimizde yaşıyor.

Posted in: genel | Yorum(1) | Ocak 2008

terenzo’nun kulacı

torenzo.JPG

bir süre olmazsam buralarda yani 1-2-3 orda burda olursam demek istiyorum ki güle güle gitmeyeceğim orası muhakkak döndüğümde de  dönmeyebilmemek de mümkün o ayrı merak ederseniz telefonum sizde var mail adresim ve açık adresimi de vermiştim ya zaten “through the glow u ıslıkla çalarsanız bir anıyı da yakmış olursunuz eşlik  de ederim siyah tişört ile mavi şort bere ve kol saati muhakkak görüşelim yeşil ışıklı bir yerde sevinçle uyanalım diye esenlikler

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

sanki bir rüya

shame1.JPG

bir baş dönmesi şimdi. buluştuğumuz yerde denizin üstümüze üstümüze gelmesi, nasıl çirkin bir deniz, pis kokan, köpüklü dalgaları. “seni sevebilirim” deyişi, gayet olağan, bunu hep söylemesi halleri. ”peki” deyişim, gayet olağan, buna hep razı oluş hallerim. “ellerimi nereye koyayım”, ellerime bakması “şimdilik masanın üstünde kalsınlar” demesi. tatlı bir ümit-in beni yaşatması, ellerimin masada oluşları. olmazlığı, yok oluşları düşünemeyişim, her zaman. “artık fıstık yiyip, smiths dinlemeni istemiyorum” yol göstermesi. asla gibisinden başımı sallayışım. nefes almak da vermek kadar zor. ”arkadaşlarına da bahsetme” tavsiyesi.  bunu bilmem, onların anlamayacağını, herşeyle dalga geçer gibi açıklama bekler halleri, arkamdan itmeleri. bir çember vaat etmesi sonra. kendisinin çizeceği bir çemberde mutluluklardan, deniz kızlarından ve söğüt dallarından bahsetmesi. çok eğleneceğimizin, hep güleceğimizin ve öğreneceğimizin sözünü vermesi.  benim kabul etmem, herşeyi kabul. yanlışı da kabul. verdikleri linkleri de kabul (1,2,3), bakıma alınışlar da kabul. uyanamayışım. 

Posted in: genel | Yorum(1) | Ocak 2008

bu belirsizlik korkunçtur.

2447.jpg

son otobüsle evine dönüyorsan, haftasonları da çalışıp aldığın paraya gülüyorsan, her seferinde ”bu son olacak” deyip kahırlar içinde hep aynı başlara dönüyorsan ve tükürdüğünü yalayıp “acımadı ki” diyorsan, gözyaşları içinde, moloko‘yu muhakkak seversin. moloko’nun fısıldayan, kahkaha atan, tokatlayan sesi, “yapacak birşeyin yoksa dans et” diyen sesi, roisin murphy sessizce geri geldi. alkışa gerek yok, gelişini üstsüz danslar ederek, her işaretine güvenip ama yine de tedirgin adımlar atarak, daracık şeyler giyerek kutlayabiliriz. ama asla hoşçakal demeyelim. belki birgün keyifle kulağımıza fısıldanan birşeyler olacak.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

siyasi arena

politic_senpoll_1033833.jpg

siyasette hedef kitle değişiyor. artık siyaseti yapanlar sadece esnaf, köylü, çiftçi, zanaatkar demiyor, ezilenlerden ve diptekilerden de bahsediyorlar. baskın oran, radikal 2′deki son yazısında ezilenlerin artık sadece işçi sınıfı olmadığını “aleviler, engelliler, kadınlar, çevreciler, gayrimüslimler, Romanlar, sokakta kırmızı ışıkta kağıt mendil satan sekiz yaşındaki çocuklar, Çerkesler, eşcinseller, Lazlar, üniversiteye başörtülü alınmayan kızlar, vicdani retçiler, daha sayayım mı?” diyerek kimleri kast ettiğini belirtmiştir. ayşe tükrükcü’nün hedef kitlesi ise ”diptekiler“. aday olduğu istanbul 2. bölgeden her türlü engele rağmen 709 oy alabilmiş olan eski genelev çalışanı, özellikle şiddet mağduru kadınların temsilciliğini üstlenecekleri bir parti kurmanın çalışmalarına başlamış. bu iki isim -biri profosör biri eski genelev işçisi- çoğusu için marjinal gibi görülebilir, söylediklerini dinleyen 3-5 kişi olduğunu, toplumun onları ciddiye almayacaklarını düşünebilirler. ama bana fitil ateşlenmiş gibi geliyor. ”ezilmiş ve dipte olanlarımız”ın sayısı hiç de az değil çünkü, şimdi bizler bu oluşumlara nasıl dahil edilebiliriz? bunu düşünmemiz gerek.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

çıkış

smoke_oldposter.jpg

saat 07:30. sabahın bu saatinde aklıma birşeyler gelip-de, haldur huldur yataktan kalkıp-da, paldır küldür yazıyor değilim. uyumuyorum, hep erken kalkıyorum, erkenden blog okuyorum. tane ile hesap edersek şimdiden 93 tane blog okumuşumdur. tane ile diyorum ağırlıkları ile de hesap edilebilinir çünkü. çok ağır bloglar var ortada, öyle böyle değil, en az 916 kilogram olanlar, isim vermiyeyim şimdi. yazılmadık ne kalmış diye bakıyorum da, hey gidi. tatile gidişler en gözde konu şimdi. günlüğüme göre ben en son 18.02.2005 tarihinde istanbul dışına çıkmışım. o zamandan beri gece gündüz istanbul’daymışım. dere tepe istanbul’da. t. ve n. ile birlikte a. ya gitmişiz şubatta, orada m.’yi, h.’yi, s.’yi, u.’yu tanımış, r. içip b. ve t. yemişiz, c.’de yıkılmış k.ler arasında f. çekilmişiz, a.k. de t. oynamışız, saçlarım u. ve k. mış o zaman, şimdi de u. ve k.. taşın birine “s. burada” yazmışım, alışkanlıktan. o taş hala o tepede o denize bakıyordur, şimdi bir tek bundan eminim. 2 yıl 5 ay sonra ilk defa i. dışına çıkacağım, bir de bundan.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

otelde ölüm yokmuş

engagement.jpg

dudağında kırmızı parlatıcı,  üstünde yeşil tişört ve tiril tiril bir etek ile bu dünya bir cehennem. şansını deniyorsun, yanlış elleri tuttun şimdiye kadar, olmayacak hallerde bir yok oluş’u düşledin. kalacağın otelleri düşündün, önlerinden geçtin. erkek sesleri duydun gece yarıları, sana birşey demediler. asonsörler seni üst katlara çıkardı, camdan baktığında gördüğün şey duvarlarına meme resimleri çizilmiş çatı katlarıydı, zakkum, asma, şeftaliydi. yutkundun ve bu dünyada sana iyi gelen şeylerin listesini yaptın, 2 maddelik bir liste. “kendinden 2. tekil şahıs olarak bahsetmek” bu listede yoktu.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

gittiğinde

bahadir023.jpg

pak bahadur gittiğin yerde sulak, yeşil alanlar da var mı? ağaç gölgeleri, serin sabahlar, büyükanneler ve kuzenler de var mı? burada yoktu. orada var mı?

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

kurgu

0706071mugs5.jpg

beni bir tek o arıyor, ben bir tek onun telefonlarına çıkıyorum. hava rüzgarlı, “sesini özledim” deyince sesim kısılıyor, rüzgar alıp götürüyor, beni de.  öğle uykularından onun için uyanıyorum. dedim, aklımdabaşkahiçbirşeyyok. okuduğum bloglar, yıkandığım sular, yaptığım şakalar hep onu anımsatıyor. bu saçlar onun için taranıyor, dişler, tırnaklar, koltukaltları,kulakiçleri, hijyen. ama kime bahsetsem “içler acısı” diyor bu duruma. ama birini bu kadar sevmek, ona bu kadar değer vermek, normal değilmiş. ama üzülen ve kazanan taraftan bahsediyorlar, böyle giderse üzülen taraf olmam garantiymiş. ama şimdi bunları düşünemem ki. hem dayak yerken bile gülmüşlüğüm var, sürünürken bile yakınmamışlığım, bundan sonrası için yaptığım “planları” toprağa gömmüşlüğüm. en baştan başlıyorum. yazmamın sebebi de bu, tarihe not düşmek. tarih: 15.07.2007 pazar, durum: ş.i.a. yeni(k)den başlıyor, sayın seyirciler.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

şans

taller.jpg

kırmızı gözlü çıktığım, gülümser halde, bulanık bu fotoğrafın çekilişinden 2 yıl sonra, ceviz ağacını kesecekler, kaldırımı genişletecekler. hiç böyle olmuş muydum? hep gelsin, hep konuşalım. merdivenlerden inerken ben, arkamdan baksın, sonra da pencereye çıksın. ama olmuyor. karşılıksız sevgi, insanlık çaresiz. masaları silerken ben, sokaktan geçişi o. durup yutkunmam, geleceğim beni farketmeden önümden geçiyor. aklımda ne tuhaf başka hiçbir şeyin olmaması. böyle olmamışımdır hiç.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

rivayet odur

001-040.jpg

çimenlerde serinlik ve balgam. ayışığı altında, vakit çoktan geç, dışarıda olunamaz geç, baba kızar geç, anne merakta geç. iki hafta öncesine kadar “bugün de olmadı, ben yatıyorum” diyerek battaniyeyi üstüne çeken, çeken, çeken o, şimdi burada sıcak dokunuşlar, taze nefesler arasında. yine huzursuz ama. 21. yüzyılın ona yaptığı bu, mutlu olmak istemiyor, “şimdi ben” diyor “bu mutluluğu hakk-etmiyorum”, mutlu edebileceğine de inanmıyor, neden. evine dönüyor sonraları, usulca, aynasına, çekmecelerine, plastik tokalarına. çiçekleri kururken son kez sebepsiz yere ağlamasın kimse. hıçkırarak ağır bunalımların eşiğinden dönülsün tek başına. 4 sene sonra, arkadaşlarla oturulup oturulup bir bir yerlerde yerlerde bugünlere gülünsün gülünsünüz.  

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

dokunmatik

duvar üstünde oturmuşluğumuz, çekirdekler ve erikler. birbirimize benzer idik, şimdi senin önünde iki ölümcül yol var: ya sen de yoksun diyerek devam edeceksin, buna devam etmek denemez, aşşağılık uyuşma, ya da inatla devam edeceksin, madem sen yoksun diyerekten, en zoru uyuşmamak. “herşey bizim için” çürümüş bir avuntu geliyor, “herşeyin hayırlısı” da üç kağıtçı. şile de boğulmak geliyor aklıma böyle denince, kıvırcık saçlı, soul, r&b söyleyen kadınlar geliyor, damatlara çeyrek altınlar takmak (sen de yoksun).

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

şehvet kurbanı

adsiz.JPG

burada -çalıştığım burada- kendimi daha da sıradan hissediyorum. sıpsıradan . la linea gibiymişim gibi, sadece dış hatlarım çizilmiş gibi, içim boş, ayrıntılarım önemsiz. şeyin de dediği gibi, sitoplazmayı dağılmaktan koruyan bir zar, sadece. beyaz ayakkabılar giymemin bir sebebi de bu olsa, tabiatıma uygun oluşlar, sıradan tabiatıma. sütyen de takılmıyor artık, kadın hareketi çok gözde, özgür göğüsleriyle özgür kadınlar. ama bitiyor, ay başında 6. işimden de ayrılışım bir şeref, daha çok. yaz ortasında işsiz bir izne ayrılış mı denir, durduğun yer reçelli fare zehiri yenmesini gerektirir mi denir, gerçekten önemsiz. buraya yazılacak kadar önemsiz.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

i feel like atilla ilhan

most-popular-in-prison.jpg 

22.03.2007 tarihinde, üsküdarda nurettin alpdoğan vapuruna 28 kişi bindik, 28 kişi beşiktaş’a gidene kadar cep telefonlarımıza daldık, bulmacaları çözdük, sigaralar üstüne sigaraları içtik. havalar sıcaktı, hiç soğumamıştı. istediğimiz tek birşey vardı, o da çok uzaktaydı.  şimdi tarih 13.06.2007. düğün sezonu çoktan başladı. ilk halaylar çekildi, oynamıyorum anne, oynadım anne, oynuyorum anne. plastik çiçekli, kartonpiyerli düğün salonlarındaki kolonlar geçen sezon da aynalarla kaplıydı, kim kimi dikizlemiyor ki? geçen sezon da kız kıza danslar ediliyordu, bebekler masa üstlerinde yatırılıyor, limonatalar ve pastalar ağızlarda acı tatlar bırakıyordu. yaşıtlarım festival takipçisi şimdi, acayip dövmeleri gözleri yaşartıyor. beşiktaş’ta bekliyorum, istediğim şey çok uzakta.

Posted in: genel | Yorum(0) | Ocak 2008

« Önceki sayfalar