döküş

donmuş teni, karanlık bakışları ile üstünüze doğru gelen, gerilimi yaylılarla artan bir richard ashcroft, herkesle yalnız, altunizade de, peçeteyle silinmiş, silinirken iyice batırılmış dudaklarla, gözlerle, ellerle üst geçitin birinde akan trafiğe, duran yolculara bakıp, “ulan ben yokum artık, son sözlerinizi söyleyin” diye vedasını çakıyor. doğa bir duruluyor bir coşuyor. ayak uydurmak, sözden dönmemek yazılmış bir yerlere. bundan sonrası 5 harfli bir izine ayrılış. iyi manada.
metot
bir süre olmazsam buralarda yani bunu demiştin diyeceksiniz ama birsüre buralardaolmayacağım ı söyleyecektim. insan mı ne, işte o değişiyor. dünün olmazsa olmazlarına bugün burun kıvırıyor ve onları hakir görebiliyor. bir daha yazacak olursam: hakir görmek. bir de zevceyi yazmak istiyorum : zevce. işte bir süre olmazsam buralarda yani beni biliyorsunuz. anlamsız çağrılarınızı beklerim, uzaktan gönderdiğiniz öpücükleri de. bu arada yolunuz düşerse bir süre olmazsam buralarda yani ye, bak yolun düşerse, kime sorsan “buralarda sakrak bir başarı öyküsü varmış” diye, kime sorsan gösterir. ölmüş bir zamanın ruhu diye. şimdilik sizleri sintizayzırlı günlerle ve kendimi de. ıslıkla çalacağımız shaman’s blues .
hamiş: siyah resim de manidar haaa, şşıııhhh.
trans
fikir belirtemiyorsun. okumanın, dinlemenin, çizmenin hafifletici sebepleri yok, bir şey değil canım, yalnızca biraz kara mizah yoksunluğu, biraz kozmoloji şaşkınlığı. on milyar ışık yılı uzaklıklardan bahsediliyor. anlatacağım, şaşıracaksınız. bu arada saçlarımı kızıla boyadım. söylemiş miydim?
hamiş: blogsayfasi na inanmak istiyorum.

