<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="WordPress/2.5.1" -->
<rss version="0.92">
<channel>
	<title>şenay izne ayrildi</title>
	<link>http://sahip.blogsayfasi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Apr 2008 06:36:25 +0000</lastBuildDate>
	<docs>http://backend.userland.com/rss092</docs>
	<language>tr</language>
	
	<item>
		<title>dönüyorum bu</title>
		<description>
eski yerime dönsem mi? o da döndüğü için. orası biraz daha ferah gibi, ama burası da sıcak. orada görüşelim mi, 2 gibi.? canvass themesi ni de çok sevmiştim. ne yapsak. </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/donuyorum-bu/</link>
			</item>
	<item>
		<title>oryantasyon?</title>
		<description>
yazıyorum, öyleyse kanın. pencere sağımda kalıyor. camdan bakınca, ufka kadar bir dümdüz, bir yeşillik, ilk fırsatta yuvarlanacağız. ama ufka kadar. sadece otlar ve elektrik direkleri. yuvarlanacağız. sonra. çok anlatılmalı. </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/oryantasyon/</link>
			</item>
	<item>
		<title>döküş</title>
		<description>



donmuş teni, karanlık bakışları ile üstünüze doğru gelen, gerilimi yaylılarla artan bir richard ashcroft, herkesle yalnız, altunizade de, peçeteyle silinmiş, silinirken iyice batırılmış dudaklarla, gözlerle, ellerle üst geçitin birinde akan trafiğe, duran yolculara bakıp, "ulan ben yokum artık, son sözlerinizi söyleyin" diye vedasını çakıyor. doğa bir duruluyor bir coşuyor. ayak uydurmak, sözden dönmemek ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/dokus/</link>
			</item>
	<item>
		<title>metot</title>
		<description>


bir süre olmazsam buralarda yani bunu demiştin diyeceksiniz ama birsüre buralardaolmayacağım ı söyleyecektim. insan mı ne, işte o değişiyor. dünün olmazsa olmazlarına bugün burun kıvırıyor ve onları hakir görebiliyor. bir daha yazacak olursam: hakir görmek. bir de zevceyi yazmak istiyorum : zevce. işte bir süre olmazsam buralarda yani beni biliyorsunuz. anlamsız ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/metot/</link>
			</item>
	<item>
		<title>trans</title>
		<description>
 fikir belirtemiyorsun. okumanın, dinlemenin, çizmenin hafifletici sebepleri yok, bir şey değil canım, yalnızca biraz kara mizah yoksunluğu, biraz kozmoloji şaşkınlığı. on milyar ışık yılı uzaklıklardan bahsediliyor. anlatacağım, şaşıracaksınız. bu arada saçlarımı kızıla boyadım. söylemiş miydim?
hamiş: blogsayfasi na inanmak istiyorum. </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/244/</link>
			</item>
	<item>
		<title>hayran</title>
		<description>


istanbul, istanbul da olunmadığı zamanlarda özleniyormuş. çok açık. kemanlar ağlak ağlak çalarken ve hava soğukken. ne biçim bir yer burası. kurumuş kalmış.
geçmişi özleyenler de şimdiden memnun olmayanlardır, bu tespiti birileri zamanında muhakkak yapmışlardır zatenleri.
 "bilirsin severim seni" dedi telefonda, bilmiyordum, öğrendim. inanasım gelmiyor. o bile ararken o neden aramıyor. inanamıyorsun. arasan ya.
bugün ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/hayran/</link>
			</item>
	<item>
		<title>işbaşı</title>
		<description>
tao, zen, kuantum. "ben burda işe başlarsam ölü sazanlar derneğindeki çok bilmiş öğretmen gibi bunların hayata bakışlarını  saptırırmışım, iyi mi". düşünceme güldüm. 5 kişiler bir odada. kapı aralığından ikisinin ayaklarını görüyorum, birinin tüm vücudunu,  diğerlerini göremiyorum. masa üstünde kalemlik, takvim, telefon, bilgisayar ekranı, dosya, çerçeve, şirketin bayrakları, zımba, bant, delgeç, elleri. kenarda yapma çiçek. ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/isbasi/</link>
			</item>
	<item>
		<title>önseziyorum</title>
		<description>



siz hiç çaktırmadan aşık oldunuz mu? gözgöze geldiğinizde "anlamanı beklemiyorum". zaten diye bakarak söylediklerini dinlemeden. kız çocuklarını pembelere boyuyorlar tokalarla, çantalarla. pembepembe kızlar yetişiyor. karalamak istemiyorum ama pembelenmesinler de, lütfen ama anneler, anlayın. biraz daha pastel renklerle hazırlayalım kızları, gerçek ama acı diyerekten. 2 ay öncesinde çok mutluydum, sincaplar görüyordum, ellerim dolu ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/onseziyorum/</link>
			</item>
	<item>
		<title>yok artık</title>
		<description>
Fitzgerald' in muazzam yapıtı The Curious Case of Benjamin Button filme çekilmiş, çeken de Fincher efendiymiş. film kasım 2008 de türkiye de gösterilecekmiş. bradbitt' de bi alem.  o patates suratıyla, dişi şişmiş gibi, bir posterden daha fazlası adamcağız. </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/yok-artik/</link>
			</item>
	<item>
		<title>radyoheadler</title>
		<description>

fotoğraflarla radiohead' in 15 yılı demiş rolling stone dergisi. roll yer vermeden ben vereyim, ilk olayım, ben ne bileyim. sarıdan maviye dönen bir ışık gördüm. beyaza da olabilir. </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/radyoheadler/</link>
			</item>
	<item>
		<title>yitik</title>
		<description>


"onlar (kibar beyler) hep o anlaşılmaz ilişkileri anlatırlar, hiç dertleri olmaz, tüm zamanları, paraları ve  zamanlarıyla ne yapacaklarını düşünmekle geçirirler." romandaki iki kadın karakterden biri olan otelci kadın böyle diyor. 4 paragraflık romanda anlatılan da bu kibar beyler. saygılar.

 </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/yitik/</link>
			</item>
	<item>
		<title>bıkbık</title>
		<description>
hiç yazmasam da oluyor. yeniden başlasam da olur. öyle bir şeyler işte. wordpress kalbimizde yaşıyor. </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/bikbik/</link>
			</item>
	<item>
		<title>terenzo’nun kulacı</title>
		<description>


bir süre olmazsam buralarda yani 1-2-3 orda burda olursam demek istiyorum ki güle güle gitmeyeceğim orası muhakkak döndüğümde de  dönmeyebilmemek de mümkün o ayrı merak ederseniz telefonum sizde var mail adresim ve açık adresimi de vermiştim ya zaten “through the glow u ıslıkla çalarsanız bir anıyı da yakmış olursunuz eşlik  de ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/terenzo%e2%80%99nun-kulaci/</link>
			</item>
	<item>
		<title>sanki bir rüya</title>
		<description>

bir baş dönmesi şimdi. buluştuğumuz yerde denizin üstümüze üstümüze gelmesi, nasıl çirkin bir deniz, pis kokan, köpüklü dalgaları. “seni sevebilirim” deyişi, gayet olağan, bunu hep söylemesi halleri. ”peki” deyişim, gayet olağan, buna hep razı oluş hallerim. “ellerimi nereye koyayım”, ellerime bakması “şimdilik masanın üstünde kalsınlar” demesi. tatlı bir ümit-in beni yaşatması, ellerimin ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/sanki-bir-ruya/</link>
			</item>
	<item>
		<title>bu belirsizlik korkunçtur.</title>
		<description>



son otobüsle evine dönüyorsan, haftasonları da çalışıp aldığın paraya gülüyorsan, her seferinde ”bu son olacak” deyip kahırlar içinde hep aynı başlara dönüyorsan ve tükürdüğünü yalayıp “acımadı ki” diyorsan, gözyaşları içinde, moloko‘yu muhakkak seversin. moloko’nun fısıldayan, kahkaha atan, tokatlayan sesi, “yapacak birşeyin yoksa dans et” diyen sesi, roisin murphy sessizce geri geldi. alkışa gerek yok, ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/bu-belirsizlik-korkunctur/</link>
			</item>
	<item>
		<title>siyasi arena</title>
		<description>



siyasette hedef kitle değişiyor. artık siyaseti yapanlar sadece esnaf, köylü, çiftçi, zanaatkar demiyor, ezilenlerden ve diptekilerden de bahsediyorlar. baskın oran, radikal 2′deki son yazısında ezilenlerin artık sadece işçi sınıfı olmadığını “aleviler, engelliler, kadınlar, çevreciler, gayrimüslimler, Romanlar, sokakta kırmızı ışıkta kağıt mendil satan sekiz yaşındaki çocuklar, Çerkesler, eşcinseller, Lazlar, üniversiteye başörtülü alınmayan kızlar, vicdani retçiler, daha ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/siyasi-arena/</link>
			</item>
	<item>
		<title>çıkış</title>
		<description>


saat 07:30. sabahın bu saatinde aklıma birşeyler gelip-de, haldur huldur yataktan kalkıp-da, paldır küldür yazıyor değilim. uyumuyorum, hep erken kalkıyorum, erkenden blog okuyorum. tane ile hesap edersek şimdiden 93 tane blog okumuşumdur. tane ile diyorum ağırlıkları ile de hesap edilebilinir çünkü. çok ağır bloglar var ortada, öyle böyle değil, en ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/cikis/</link>
			</item>
	<item>
		<title>otelde ölüm yokmuş</title>
		<description>


dudağında kırmızı parlatıcı,  üstünde yeşil tişört ve tiril tiril bir etek ile bu dünya bir cehennem. şansını deniyorsun, yanlış elleri tuttun şimdiye kadar, olmayacak hallerde bir yok oluş’u düşledin. kalacağın otelleri düşündün, önlerinden geçtin. erkek sesleri duydun gece yarıları, sana birşey demediler. asonsörler seni üst katlara çıkardı, camdan baktığında gördüğün şey duvarlarına ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/otelde-olum-yokmus/</link>
			</item>
	<item>
		<title>gittiğinde</title>
		<description>

pak bahadur gittiğin yerde sulak, yeşil alanlar da var mı? ağaç gölgeleri, serin sabahlar, büyükanneler ve kuzenler de var mı? burada yoktu. orada var mı? </description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/gittiginde/</link>
			</item>
	<item>
		<title>kurgu</title>
		<description>




beni bir tek o arıyor, ben bir tek onun telefonlarına çıkıyorum. hava rüzgarlı, “sesini özledim” deyince sesim kısılıyor, rüzgar alıp götürüyor, beni de.  öğle uykularından onun için uyanıyorum. dedim, aklımdabaşkahiçbirşeyyok. okuduğum bloglar, yıkandığım sular, yaptığım şakalar hep onu anımsatıyor. bu saçlar onun için taranıyor, dişler, tırnaklar, koltukaltları,kulakiçleri, hijyen. ama kime ...</description>
		<link>http://sahip.blogsayfasi.com/kurgu/</link>
			</item>
</channel>
</rss>
